Haber Detayı
01 Şubat 2016 - Pazartesi 20:41 Bu haber 1135 kez okundu
 
ONLARLA MAHŞER GÜNÜ HESAPLAŞACAĞIZ…
Milletvekilliği süresinde kendisine yapılan her türlü eleştiriyi anlayışla karşıladığını dile getiren Halil Ürün, “Bunu söylememize rağmen insanların büyük çoğunluğu bel altından vurdu. Onlara hakkımı helal etmiyorum. İftira edenlere, onları ayrı tutuyorum. Onlarla vakti gelince, ahrette mahşer günü hesaplaşacağız” dedi.
Siyaset Masası Haberi


Akosmanoğlu; Ertuğrul bey, Halil Bey kesinlikle partiye küsmez, gider SKV’nin başına oturur. 1 Kasım’da bunu yaptı. Çok güzel dava adamlığı sergiledi dedi. Gerçekten bir küskünlük yaşanmadı mı?

AK PARTİ, HEP VERDİK HEP VERDİK

Bak neden küsmedim onu söyleyeyim. Şimdi ne konuşuyoruz biz memleketi konuşuyoruz değim mi? Başlangıçta siyaset bir hizmet vasıtası demiştim. Ben Refah Partisi’ne 90’da girdim. Refah Partisi’nde o kadar çalıştım, milletvekili mi oldum? Yok. Bir maddi kârım mı oldu? Asla tam tersine hep verdik hep verdik. Fazilet aynı şekilde. AK Parti, hep verdik hep verdik. Milletvekilliği yaptım ben 2011 den 7 Haziran’a kadar. Milletvekilliği maddi kâr için yapılacak bir iş değil, kesinlikle değil yani. Ben hep maddi anlamda zarar ettim, manevi anlamda kâr ettim. Durum böyleyken millet için, çırpındım ben. 24. Dönemde iflahım kesildi. Perişan oldum. Yakın arkadaşlarım biliyorlar. Her şeye yetişeyim, insanları kırmadan dökmeden diye ama buna rağmen, bir takım eleştirilerle ister istemez muhatap oldum. Bunları da saygıyla karşıladım. Hatta şunu söyledim 7 Haziran’da da eğer insanlar beni istemiyorlarsa bunu söyleyecekler aday adaylığı sürecinde, aday adaylığı sürecinde iftira atmadan yalan söylemeden beni eleştirebilir. Kaşı var kaşının altında gözü var, burnu büyük bilmem ne diyecekse diyebilir. Ama iftira atmadan yalan söylemeden.

ONLARA HAKKIMI HELAL ETMİYORUM

Bunu söylememize rağmen insanların büyük çoğunluğu bel altından vurdu. Onlara hakkımı helal etmiyorum. İftira edenlere, onları ayrı tutuyorum. Onlarla vakti gelince, ahrette mahşer günü hesaplaşacağız. Çünkü iftira en büyük günah, iftira atanları ayrı tutuyorum. Ama normal olarak beni eleştirenlere saygı duyuyorum. Onların en tabii hakları. Ben buna karşı çıkmam. Kendi adıma 2011 de beni listeye yazan iradeyi Hüsnü kabul ile nasıl kabul ettiysem, 7 Haziran’da beni listenin başına yazan iradeyi nasıl Hüsnü Kabul ile kabul ettiysem, 1 Kasım’da beni liste dışı bırakan iradeyi de aynı Hüsnü Kabul ile kabul ettim. Ve bunu dakikasında öğrendiğim dakikadan itibaren gazetecilerle konuştum. Çıktım televizyonda söyledim. Böyle bir küslük söz konusu olmaz bizde, biz davamızın adamıyız. 7 Haziran’da ben milletvekili oldum 18 milletvekiliyle hükümet kurulamadı, hükümet kurulmadıktan sonra ben milletvekili olsam ne olmasam ne. Ama hükümet kurulduktan sonra 1 Kasım’da ki halkımızda burada gerçekten çok teşekkür ediyoruz. Bize güvendi hükümeti kurabilecek bir çoğunluğa bizi seçti. Evet milletvekilimizi arttıramadık, bir milletvekili daha koyamadık ama 63.10 da az bir puan değil. Cumhuriyet tarihinin rekoru. Dolayısıyla hem bana hem bütün Ak Partililere çok büyük bir sorumluluk düşüyor.

Çelikoğlu, Halil Ürün 2011 seçimlerinde 3. sıra milletvekili seçildi. Seçildiği anda mutlu olması lazımken hatırladığım kadarıyla durumu pek de iç açıcı değildi. Bu neden oldu?

SAVAŞTAN ÇIKMIŞ GİBİ BİR HALİM VAR

Evet, o hala var.  Onlar benim web sayfamda yayınlanıyor. O gün gece akşam televizyonda bir konuşamam var, şimdi kendim inanamıyorum, savaştan çıkmış gibi bir halim var. Ve bakın zafer, kendim milletvekili olmuşum. Partim hükümet olmuş, sevinemiyorum ya, sevinemiyorum. Çünkü o gün öyle bir yönlendirilmiştik ki 5-0 ahedeflenmiştik. Ve istediğimiz oyu alamadık. Halil Ürün o dönemde vekil olduğunda bile sevinmemişken 1 Kasım’da listeye girememesine üzülmez. Üzülmedim tam tersine,  1 Kasım günü akşamı dünyanın en mutlu adamı bendim. Çok mutluydum. Haberi öğrendiğimde ağlamaklı oldum. İlk sonuçlar geldiğinde Nilgün Cevas’la Ahmet Hakan’ın suratları düşmüş ilk sonuçlar gelemeye başlayınca.  O haberi okudum “tamam biz bu işi götürdük” dedim. 2 saat sonra da bitti zaten. Öyle şartlanmışlardı ki, sabaha kadar uyumadım ben o gün. Dünyanın en mutlu adamı bendim. Herkesle görüştüm, sonuçları takip ettim. Bakü’deydim ama yüreğim buradaydı.

SOMALİ’DE GÖZÜMLE GÖRMÜŞ İNSANIM

Dağhan, Türk siyaseti dünyayı nasıl etkiliyor?

Türkiye’yi bir gemi olarak görürsek, yani biz dünyayı etkiliyoruz. Bazen olumlu bazen olumsuz etkiliyoruz. Ben dünyayı nasıl etkilediğimizi Somali’de gözümle görmüş insanım. Bakın küçük bir bilgi vereyim. Birleşmiş Milletler kanalıyla Afrika Ülkelerinde veya açlıkla, yoksullukla veya çeşitli felaketlerle yüzleşen ülkelere yapılan yardımların %90’ı yerine ulaşmıyormuş arkadaşlar. %10’u ulaşıyor sadece. Aradaki aracılar bu kapitalist sistemin unsurları yardım yapıyoruz ayaklarıyla %90’ını kendileri götürüyorlar. %10 u esas muhtaçlara ulaşıyor. Somalili açlar için Amerika’da konser veriliyor. Milyon dolar birikiyor. Ama oraya %10’u varıyor. Türkiye olarak nasıl bozduk bunu Ak Parti döneminde biliyor musun, Cumhur başkanımız Recep Tayyip Erdoğan olayı gördü. Aracı falan kullanmıyorum dedi. Direk kendi kuruluşlarımızla bizim Kızılay’ımız, sivil toplum örgütlerimizle yardım %100 olarak oraya ulaşınca dengeler değişti.

YÜZBAŞI VE BİNBAŞI AĞLAYARAK ANLATIYOR

Davutoğlu gitti Myanmar’a. Biz yardım yapıyorsak doğrudan kendi kurumlarımızla gidiyoruz yani. Dünyayı değiştirdiğimiz noktalardan birisi bu. O insanlar dua ediyor. Al bayrağı görünce dua ediyor. Düşünebiliyor musunuz. Geçen gün bir yardım kuruluşunun çalışanlarını gördüm bir çuval un götürüyorlar. Dünyanın bir yerindeki bir fakir yaşlı kadına, kadın un çuvalına sarılıyor, öpüyor ve ağlıyor. Diyorlar ki çok muhtaçtın neden böyle ağlıyorsun. Diyor ki kadın; ben una sevinmiyorum. Un çuvalının üzerinde Türkiye yazıyor yanında ufak bir Türk Bayrağı var. Ben bayrağı öpüyorum, Türklerin geldiğine seviniyorum. Başka bir şey söyleyeyim. Bu balkanlarda BM’le anlaşmalı bir gücümüz var. Tam teknik adını bilmiyorum. Askeri gücümüz, tamamen profesyonel, yüzbaşı, binbaşı subaylardan oluşan yüz küsur kişilik bir birlik. NATO’da görev yapıyorlar. Ama onlar sosyal faaliyette yapıyorlar. Yardım ediyorlar. Doktor bölümü oradaki halka hizmet veriyor. Buradan TİKA vasıtasıyla yardımlar gidiyor. Bir yüzbaşı ve binbaşı ağlayarak anlatıyor. Muhtara gitmişler bir dağ köyü. Makedonya’da yada Kosova’da. İhtiyaç listesi yapmışlar ve bir koli oluşturmuşlar. Bunları yardım olarak götürmüşler. Muhtar demiş ki ya siz geçen geldiğinizde biz unuttuk, dağın başında uzakta bir nine var. Bir başına yaşıyor. Bir pakette ona verebilir miyiz. Bir tane yardım paketi. Bizim yüzbaşı ve binbaşı, paketi yüklenmişler, dağın başındaki patikaya yayan gitmişler. Kapıyı çalmışlar, kadın açmış kapıyı. Paketi takdim etmişler, bölgenin dilini de konuşuyorlar.

BİR GÜN GELECEĞİNİZİ BİLİYORDUM

Kadın yine ağlıyor, yardım paketine falan bakmıyor, Türkler mi geldi diyor. Evet Türkler geldi bir gün geleceğinizi biliyordum diyor. Başlıyor ağlamaya. Bir gün geleceğinizi biliyordum. Yolu olmayan, dağ başındaki bir evdeki kadının söylediği. Giden kim yüzbaşı ve binbaşı oturuyorlar hepsi beraber ağlıyorlar. Yardım değil yani giden Türklerin geliyor olması mesele çünkü orada ki insanlara bizim atalarımız hep adalet götürmüş. Hep barış götürmüş, hep hizmet götürmüş, o insanların çoğu Türk filan değil, Makedon, yerli halk, Sırp filan, bu insanlar yani, biz böyle gitmişiz. Somali’de de böyle karşılanıyoruz. Balkanlarda da böyle karşılanıyoruz. Moğolistan’da da böyle karşılanıyoruz.  Kırgızistan da, Kazakistan’da, Türkmenistan’da da böyle karşılanıyoruz.

KURAN AYNI ZAMANDA TARİHTE ANLATIR

MD: Gelecek bizim yani, gelecek Türkiye’nin.

Yine dinci falan diyecekler de, Kuran şöyle diyor. Siz Allah’ın dinine sahip çıktığınız sürece, yeryüzünde adaleti ve barışı yaydığınız sürece Allah size yardım edecektir. Ne zaman ki fesada girerseniz, kendi nefsinize yenik düşerseniz veya başka sebeplerle kaybederseniz Allah’ın sevgisinin, sevgi çemberinin dışına çıkarsanız Allah sizi gönderir, yerinize başka kavim gönderir. Onlar Allah’ı sever, Allah’ta onları sever. Allah zalim kulları vasıtasıyla intikam alır, sonra o zalimden de intikam alır diyor. Benim bir hocam vardı o da öyle derdi. Tarihte efsane vardır, efsanede tarih vardır. Şimdi efsaneyle tarih birbirinden belgelerle ayrıştırılıyor, en önemli şey yakın tarihle uzak tarihin bilinmesi lazım. Yaşayış amacımız o, yeryüzünü gezin dolaşın kavimlerden ibret alın. Kuran aynı zamanda tarihte anlatır. And kavmini anlatır. Semud kavmini anlatır. Lut kavmini anlatır, Firavunu anlatır. Bütün kavimleri anlatır. Şimdi bütün bunları anlattıktan sonra bunlardan ibret alın der. İbret alın yani ibret alınmak için var. Bizden önce ne medeniyetler gelmiş geçmiş.

KARTACA’YI TARLA NİYETİNE SÜRÜYORLAR

Bir Roma medeniyeti, Kartaca diye medeniyet var. Tunus’un oralarda. Hanibal diye kralları var. İzmit’te mezarı var. Niye İzmit’te biliyor musunuz. Filmi de var. Hanibal o Tunus tarafında güçlenmiş,  Roma’yla savaşmış Roma’yı sıkıştırmış 2-3 defa sonra orda yenilmiş kaçmış. Ama Roma medeniyeti öyle kinci bir medeniyet ki Hanibal’ı kovalamış. Hanibal gelmiş İzmit taraflarına Anadolu’da buradaki medeniyetlere sığınmış. Onlara danışmanlık falan yapmış. Burada ilginç olan şu, bu Romalılar bu Hanibal geldi bizi yendi diye. Güçlendikten sonra birleşip Kartaca’ya geçiyorlar. Kartaca da tabiri yerindeyse taş taş üstünde bırakmıyorlar, vücut üstünde baş bırakmıyorlar. Kesiyorlar, yıkıyorlar, o Kartaca medeniyetini tarla niyetine sürüyorlar. Böyle kindar bir medeniyet. Yani Hanibal’ın kavmini tamamen yok etmişler. Böyle bir medeniyeti var Roma’nın yani, yalnız İsa’dan önceki romanın.

GEL DE DİN AFYON DUR MARX’A HAK VERME

Şimdi tartışmada şu İsa Alehisselam geldikten sonra Roma mı Hıristiyan oldu, yoksa Hristiyanlığı mı Romalılaştırdılar. Hristiyanlığı’da bozmuşlar yani. Bütün tarih boyunca var bu. Kurtuluş savaşında da yaşıyoruz biz bunu. Ne konuşuyorlar biliyor musun meclisin mescidinde, hatıra kitaplarında var, Kurtuluş savaşı yapılıyor meclis konuşuyor. Cumhuriyetle ilgili kanunlar çıkacak, kitaplarda da var. Paşalardan birisi imamlık ediyor, namazdan sonra diyor ki tam secdeye kapanırken alnıma sinek kondu. Sineğin kanı bulaştı, namazım kabul oldu mu olmadı mı. Bunlar bunu tartışırken yukarda hilafetle ilgili saltanatla ilgili kanun çıkıyor. Özel strateji olarak. O günkü irade tarafından gönderilmiş. Dindar milletvekillerini orada tutuyorlar abi. Fatih İstanbul’u kuşatmış, savaş devam ederken papazlarda melekler dişi mi erkek mi diye tartışıyormuş. Gel de şimdi din afyon dur Marx’a hak verme… Ama Marx’ın kast ettiği uyduruk din. İslam değil. Uyduruk Hristiyanlık. Yani şimdi Hıristiyan papazlar melekleri tartışıyor, bizim din adamları sinek kanının namaza etkisini tartışıyor. 

Kaynak: Editör: Ahmet Akosmanoğlu
 
Etiketler:
Yorumlar