Yazı Detayı
24 Ocak 2016 - Pazar 18:54 Bu yazı 1061 kez okundu
 
GURBET
Gökhan Yılmaz
 
 

1961 yılının sonunda imzalanan anlaşma sonucunda tarih boyunca Viyana’yı bir türlü geçemeyen ecdatlarına nazire yaparcasına Sirkeci Garı’nda elinde tahta bavulları ile gurbete çıkanların hikayesidir burada yazacaklarım.

3-5 yıllığına gurbete çıkanlar 2015 yılında ise arkalarında mücadele dolu bir hikaye bırakarak hayallerle çıktıkları vatanlarına bu kez tahta tabutlarla uçakların kargo bölümlerinde geri dönerek yıllarca burnunda hasret tüten topraklarının bağrına girmeye başladılar.

 

Yıl 1961…

Soğuk bir kasım sabahı. İstanbul Sirkeci Garı’nda ellerinde tahta bavullarla erkekler bekliyor. Hepsi traşlı ve giyimleri özenli. Çoğunluğu 30’lu yaşlarda, bazılarının daha bıyığı bile terlememiş.

Birazdan kalkacak trende, umuda yolculukları başlayacak. Daha önce hiç görmedikleri ülkede, ekmeklerinin peşine düşecekler.

Hepsinin hayalleri benzer.

Kimi tarla, kimi traktör, kimi de ev alacak kadar para biriktirip dönme niyetinde. Bu yüzden eşleri ve çocukları yanlarında değil. Öyle ya, birkaç yıllık bir macera için evi barkı bozmak olmaz! İşte bu düşüncelere dalmış yolcularıyla Sirkeci’den hareket eder Almanya treni. Çiçekli ve sevgi gösterili karşılamaya rağmen, yolcular elbette farkında değildir o zamanlar, Almanya başta olmak üzere Fransa ve Belçika’nın kendileri için ‘yeni vatan’ olacağının…

İlk göç anlaşmasından bu yana yarım asır geçti. Biraz para biriktirip geri dönmek için gidenlerin çoğu dönemedi. Çalıştıkları ülkelerde emekli oldular. Onlar bayrağı çocuklarına bırakırken, devreye torunlar girdi. Avrupa’da ‘Avrupalı Türk’ nüfusu yaklaşık 5 milyona ulaştı.

Geçici işçiler, kalıcı vatandaşlara dönüştü.

Yıkık Almanya kısa denebilecek bir zaman dilimi içinde yeniden Türkiyeli bu işçilerin de katkılarıyla ayakları üstüne dikilirken, Belçika yıllardır çıkaramadıkları madenlerini çıkardılar. Türkiyeli işçiler diğer ülkelerden gelen sınıf kardeşleri ile birlikte ürettikleri ve yarattıkları ile Alman başta olmak Fransız ve Flaman burjuvazisini zenginleştirdiler.

Dönmek üzere gelmişlerdi, buralı oldular...

Türkiyeli göçmenler dönmek üzere gelmişti, ama dönmediler, dönemediler. İktisadi ve toplumsal koşullar onları yerli toplumun organik bir parçası haline getirdi. Bekar ve yalnız gelmişlerdi, sonra eşlerini ve çocuklarını da getirdiler. Zamanla buralı oldular.

Geçici olarak gönderilen bu insanlar çoğala çoğala milyonları buldu. Bu büyük kitleye, 12 Eylül 1980 sonrası dönemde bir de hatırı sayılır nicelikte politik sürgün dahil oldu. 2. derken 3. ve son doğanlarla 4. kuşak oluştu. Buranın dilini öğrendiler, okudular, memur oldular, polis oldular, yavaş yavaş yaşamın her alanına girmeye başladılar. Ticarete atıldılar, işveren oldular, mülk satın aldılar. Yerli toplumla yakınlaştılar, kız alıp verdiler. Zaman içinde sınırlı da olsa buranın toplumsal ve siyasal yaşamına dahil olmaya başladılar.

Vatandaşlık hakkını kazananlar seçme ve seçilme hakkını da elde etti. Seçtiler seçildiler. Bu yeni bir durumdu ve değerlendirilmesi gerekiyordu. Sermaye devleti hızla lobi faaliyetine başladı. Ucuz işgücü aracı olarak Almanya ve Avrupa’ya gönderdiği işçileri, bu kez de politik olarak istismar etmeye, onları iç ve dış politikalarının dolgu malzemesi olarak kullanmaya başladı.

Dahası var.

Aradan geçen 54 yılın Türkiyeli işçileri hem fiziki ve hem de moral açıdan hayli yıprattığı kesin bir gerçektir. Öyle ve o kadar ki, yıllarca en pis işlerde, en ağır ve en zor koşullarda çalışan ve gereğinden fazla yıpranan bu insanlar doğru dürüst emekli dahi olamadılar, olamıyorlar. Emekli olanların önemli bir kısmı ise, hastalıklardan yakasını kurtaramadı, birçoğu yaşamını yitirdi. Büyük çoğunluk hala emeklilik hakkı için mücadele ediyor.

Türkiye’nin çeşitli kentlerinde 1961 yılında başladı zorunlu göç. Tarih 2015 ve aradan tam 54 yıl geçti. Yerlerini yurtlarını terk eden onbinlerce işçi çözülür umuduyla sorunlarını da sırtlarında taşıdılar gittikleri kapitalist zengin ülkelere. Nedir ki, sorunlarının hiçbiri çözülmedi, tam tersine bunlara yenileri eklendi. Üstelik de daha bir ağırlaşarak..

Ne var ki, umut tükenmedi.

Umut gelecek aydınlık günlerde...

 

Gurbette gurbetçilerle ilgili gözlemlerim bu köşede devam edecek…. pacerun:yes'>  sonsuza değin yaşayacaktır …….!

 

 
Etiketler:
Yorumlar
Diğer Yazılar